|
Alevilik'te Kerbela Olayı...
Kerbela olayı nasıl gelişti ve Aleviler icin neden büyük bir önem tasiyor?
Hz. Hüseyin Mekke'de bulundugu günlerde halk kendisini ziyarete geliyor, hatırını soruyordu. Bunlar, Ümre yapmak için Mekke'de bulunan civar bölge insanlarıydı. Bu arada Kabe'nin yakınından ayrılmayan, gün boyu orada namaz kılıp, tavaf eden Ibn
Zübeyr de diger ziyaretçilerle birlikte kendisini görmeye geliyordu.
Hz. Hüseyin, Ibn Zübeyr için o sırada en önemli kisiydi. Çünkü Hüseyin Mekke'de bulundugu sürece, Hicazlılar Ibn Zübeyr'e bîat etmezdi.
Öte yandan Muâviye'nin ölümü ile Yezid'e bîat edildigi haberi Küfe'de duyulunca, halk Yezid hakkında ileri geri konusmaya basladı. Siîler ise, ileri gelenlerinden Süleyman b. Surad'ın evinde toplanarak durum degerlendirmesi yaptılar. Buradaki toplantıda Hz. Hüseyin'e, kendisine bîat etmek için davet mahiyetinde
mektup yazmaya karar verdiler. Neticede yüz elliye yakın mektup gönderildi.
Bu mektupları alan Hz. Hüseyin Kûfelilere söyle bir cevap yazdı:
«Ne yapmak istediginizi anlıyorum. Simdi size kardesim, amcamın oglu ve güvendigim akrabam Müslim b. Akıl'i gönderiyorum. Oraya vardıktan sonra sizin durumunuz ve düsünceniz hakkında bana mektup yazmasını söyledim. Eger bütün halkın ve ileri gelenlerin düsüncesi bana yazılan düsünceler etrafında birlesiyorsa, yakında size gelirim. Yemin ederim ki, halife Kur'an'la amel eden, adaletten ayrılmayan, hak dini yasayan bir kimseden baskası olamaz.»
Sonra Hüseyin, Müslim b. Akîl'i çagırarak Kûfe'ye gitmesini söyledi. Allah'ın yolundan ayrılmamasını, bu meseleyi gizli tutmasını tenbih etti. Eger halk birlik olmussa en kısa zamanda durumu kendisine bildirmesini istedi. Müslim, Kûfe'ye dogru yola çıktı. Bu esnada Küfe valisi, Numan b. Besir idi. Müslim, Küfe'ye. varınca Siîler kendisine
gelip gitmeye basladılar. Bu durumu haber alan Numan, minbere çıkarak, kısa bir konusma yaptı. Aslında mutedil, iyilik sever birisi olan Numan söyle diyordu:
«Ey müslümanlar! Fitne ve ayrılıkta yarısmayın. Çünkü bunlar insanlann yok olmasına, kan dökülmesine ve malların yagma edilmesine yol açar. Sunu biliniz ki ben ancak benimle savasanlarla savas edip, bana saldıranlara karsı saldıracagım. Sizin uyuyanınızı uyandırmayacak, süphe, zan ve delilsiz hiç kimseyi cezalandırmayacagım. Fakat siz durumunuzu açıkça ortaya koyar, biatinizi iptal eder, halifenize bas kaldırırsanız yemin ederim ki, kabzası elimde oldugu sürece kılıcımı kafanıza indiririm. Sizi benden kimse kurtaramaz ve yardım edemez. Umarım ki içinizde hakkı görebilenlerin sayısı yanlıs fikirli olanlarından çoktur.»
Numan bu konusmayı yapınca, orada bulunan Emevî taraftarı biri ayaga kalkarak, «Bu kargasayı ancak cesur biri önler. Sizin bu görüslerinizi ancak zayıf kimseler ileri sürerler» diye çıkıstı. Numan, bu adama, «Allah'ın yolundan ayrılmamıs zayıf bir insan olmak, benim nazarımda Allah'a karsı gelmis güçlü biri olmaktan daha iyidir» diye cevap verdi ve minberden indi.
Daha sonra bu adam Yezid'e bir mektup yazarak, Müslim b. Akîl'in geldigini, halkın ona bîat etmeye basladıgını bildirdikten sonra sunları ilâve etti:
«Eger Kûfe'yi gözden çıkarmadınızsa, oraya güçlü, emrinizi yerine getirecek ve sizin düsmanlarınıza karsı aldıgınız tedbirleri alabilecek bir kimse gönderiniz. Numan zayıf bir insandır.»
Bunun üzerine Yezid, Numan'ı görevinden aldı ve onun yerine Basra valisi olan Ubeydullah b. Ziyad'ı getirdi. Yezid'in Müslim'i yakalayıp idam etme veya sürgüne gönderme emriyle Kûfe'ye gelen Ubeydullah halkı toplayarak onlara su konusmayı yaptı:
«Halife beni sehrinize vali ve haraç islerinize memur tayin etti. Bana mazlum olanınıza iyilik etmeyi, yoksullarınızı doyurmayı, devlete itaat edene iyi muamele etmeyi, âsi ve fitnecilere karsı katı davranmayı emretti. Ben burada onun emrini uygulayacak, isteklerini yerine getirecegim. Iyilerinize karsı müsfik bir baba, itaat edenlerinize karsı bir özkardes gibi davranacagım. Kılıç ve kırbacım emrimi kabul etmeyen, bana karsı çıkanların üstünde olacaktır. Artık herkes diledigini yapabilir.» diyerek sözünü bitiren vali ayrıca minberden inerken su tehdidi de savurdu: «Bana içinizde bulunan yabancıları,
Siıleri, Haricîleri, fitne ve ayrılıkçıları yazıp bildireceksiniz. Kim bunların listesini verirse kurtulur. Bildirmeyenler ise kendi ailesinden herhangi bir muhalif ve baskaldırma çıkmayacagına dair bize garanti vereceklerdir. Bu iki sıktan birini yapmayandan sorumlu degiliz. Bu, onun mal ve can dokunulmazlıgı kalkar, demektir. Eger herhangi birinizin evinde bize bildirilmemis bir halife muhalifi yakalanırsa o evin sahibi evinin kapısında asılır.»
Müslim, Ibn Ziyad'ın yaptıgı konusmayı haber aldıktan sonra Hânî b. Urve'nin evine sıgındı. Ev sahibi olsun, Müslim olsun bu durumu istemeye istemeye yaptılar. Siîler bu defa oraya gelip gitmeye basladılar. Müslim'in orada kaldıgım ögrenen Ibn Ziyad Hânî'ye haber gönderip, makamına getirtti ve: «Ben onun sag kalmasını istiyorum. O ise beni öldürmek istiyor. Seni kim murad'dan salıverdi ise ancak o affeder» seklinde bir siirle karsıladı. Hânî, «Mesele nedir?» diye sorunca su açıklamayı yaptı: «Ey Hânı! Evinde halife ve müslümanlar için düsünülen seyler nedir? Müslim'i getirip evine alıyor, ona silâh ve asker topluyorsun. Bunların gizli kalacagını mı sanıyorsun?» Hânî bu sözlere
itiraz edemedi. Bunun üzerine Ibn Ziyad kendisinden Müslim'i teslim etmesini istedi. Fakat Hânî, halkın kınamasından çekindigi için bunu kabul etmedi. Ibn Ziyad'ın emriyle tutuklanan Hânî, valinin sarayında hapsedildi. Bu durumu ögrenen Müslim adamlarına -aralarında parolaları olan- «Fa Mansur!» diye bagırdı.
O güne kadar Müslim'e bîat edenlerin sayısı on sekiz bin kisi olup bunlardan sadece Müslim'in bulundugu ev etrafında nöbet tutanlar dört bin kadardı. Halk Müslim'in etrafına toplandı. Halkı ayaklandırıcı bir konusma yapan Müslim valinin sarayına dogru hareket etti. Cami ve sokaklar insanlarla dolup, tasıyordu. Bu arada valinin yanında otuz muhafız, yirmi kadar Kûfeli esraf ailesi ve kölelerinden baska kimse yoktu. Esrafla bir görüsme yaptı ve daha sonra Kesîr b. Sihab'ı çagırarak kendisine baglı adamlarıyla harekete geçip halkı Müslim'in etrafından koparmasını söyledi. Muhammed b. Es'as'a da kendisine baglı kimselerle ortaya çıkıp, kendilerine katılanların kurtulacagını ilân etmesini emretti. Diger bir kısım esraftan da aynı seyleri istedi. Birkaç kisiyi ise yanında alıkoydu. Esraf valinin emrini hemen yerine getirdi. Bu arada sarayda kalanlar da halkın karsısına geçerek devlete baglı olanların korunacagını söylediler. Isyancıları tehdit ettiler. Bu durumu gören halk dagılmaya basladı. Öyle bir dagılma oldu ki, camide Müslim'in yanında sadece otuz kisi kalmıstı. Nereye gidecegini sasıran Müslim kaçarak bir yere gizlendi. Fakat gizlendigi yeri ögrenen vali, Muhammed b. Es'as'ı göndererek yakalatıp getirtti.
Müslim yakalanınca Muhammed'e söyle dedi:
«Görüyorum ki su anda beni koruyamazsın. Fakat acaba bir elçi gönderip Hüseyin'e durumu bildirmesini, benim namıma ona, geri dönmesini, Küfelilere aldanmamasını, çünkü bunların onun babasına neler yaptıklarını söylemesini saglayabilir misin?»
Muhammed, Müslim'in bu istegini yerine getirdi. Valinin huzuruna getirilen Müslim
orada öldürüldü. Daha sonra da Hânî öldürüldü.
Öte yandan Mekke'de bulunan Hüseyin artık Kûfe'ye gitmeye iyice karar vermisti. Amr b. Abdurrahman b. Haris gelerek kendisine söyle dedi:
«Duyduguma göre Irak'a gidiyormussun. Ben sahsen halifenin valisi, memurları ve hazinelerinin bulundugu bir sehre gitmeni senin için mahzurlu görüyorum. Bugün insanlar paraya tapar hale gelmislerdir. Sana yardım edecegini vadedenlerin seni öldürmesinden korkarım.»
Hüseyin, Amr'a tesekkür etmekle yetindi. Daha sonra Ibn Abbas da geldi: «Halk senin Irak'a gidecegini söylüyor. Bana ne yaptıgım açıklar mısın?» dedi. Hüseyin, «Su bir-iki gün içinde gidecegim» diye cevap verdi. Ibn Abbas sözünü söyle sürdürdü: «Allah böyle bir sey yaptırmasın. Bana söyler misin, sen baslarındaki valiyi öldürmüs, memleketlerine sahip olmus ve düsmanını kovmus bir millete mi gidiyorsun? Eger böyle bir sey yapmadıklarına inanıyorsan, git. Yok eger savasa çagırıyorlarsa, seni aldatmalarından, cayıp sana karsı çıkarak, yalnız bırakmalarından, hattâ sana karsı ayaklanarak en fena kötülügü islemelerinden korkarım.»
Hz. Hüseyin: «Düsüneyim, bakalım ne olacak» diye karsılık verdi. O gün gidip ertesi gün yine gelen Ibn Abbas bu defa söyle diyordu:
«Amca oglu, kendimi sabretmeye zorluyorum, ama sabredemiyorum. Eger düsündügünü yaparsan basına bir felâket gelmesinden korkuyorum. Iraklılar dönek insanlardır. Onlara sakın yaklasma. Burada kal, sen Hicazlıların efendisisin. Eger Iraklılar sana yazdıkları gibi gerçekten seni istiyorlarsa, sen de onlara yaz, önce memleketlerinden valilerini ve düsmanlarını çıkarsınlar, ondan sonra git. Sayet illâ gitmek istiyorsan, Yemen'e git. Orada farklı topluluklar var. Yemen genis bir yerdir. Ayrıca orada babanın taraftarları da vardır. Bir tarafa çekilir, mektuplar yazar, halka gönderir, elçi ve propagandacılarını yayarsın. O zaman belki istedigin ortam dogabilir.»
Hz. Hüseyin bu sözleri kabule yanasmıyordu. Ibn Abbas söyle devam etti: «Sayet gitmekten vazgeçmiyorsan kadın ve çocuklarının gözü önünde sehit edilmenden korkarım. Ibn Abbas'ın bu uyarıcı sözleri Hüseyin'e hiç tesir etmedi.
Daha sonra hanım ve çocuklarını alarak yola çıktı. Yolda sair Ferezdak'la karsılastı. Geldigi tarafta halkın ne durumda oldugunu sordu. Ferezdak su cevabı verdi: «Halkın gönlü senin yanında, ama kılıçları Emevıler'i destekliyor. Kader gökten geliyor. Allah ise diledigini yapıyor.»
Yolda ayrıca, Abdullah b. Cafer'den dönmesi için Allah adına and veren bir mektupla, Medine valisi Amr b. Saîd'den dönmesini ve kendisini koruyacagını ihtiva eden bir baska mektup geldi. Bu iki mektuptaki istegi de reddeden Hüseyin yoluna devam ediyordu. Yolda bir ara Abdullah b. Muti' ile karsılastı. Abdullah and vererek içinde bulunulan nazik durumu hatırlattı ve söyle dedi: «Eger Emevîler'in sahip oldukları halifeligi ele geçirmek istiyorsan, seni öldürürler ve artık ondan sonra çekinecekleri hiç bir kimse kalmaz. Ne olur, Islâm'ın, Kureys'in ve Arapların hatırı için bunu yapma, Kûfe'ye gitme, Emevîler'le karsılasma!»
Fakat Hz. Hüseyin yoluna devam etmekten baska bir fikre yanasmıyordu. Sa'lebîye denilen yere gelince, orada Müslim b. Akîl'in öldürüldügü haberi duyuldu. Beraberinde bulunanlardan bazıları, «Allah için buradan geri dön, Kûfe'de senin yardımcın ve taraftarın yoktur. Hattâ onların sana karsı tavır almıs olmalarından korkarız» dediler.
Müslim'in çocukları ileri fırlayarak söyle dediler: «Ya intikamımızı alırız veya babamız gibi sehit oluruz. Ama asla geri dönmeyiz.»
Akabe girisine varıncaya kadar yola devam ettiler. Orada karsılastıkları bir Arap da söyle dedi: «Allah için dönünüz. Vallahi kılıç ve mızrakların üstüne dogru gidiyorsunuz. Sayet o, gelmen için sana haber gönderenler, savasa girmeni önleyip, isleri düzene koymus olsalardı ve sen de o zaman gelmis olsaydın buna bir diyecek olmazdı. Fakat bu durumda bana kalırsa yapılacak tek sey dönmektir.»
Hz. Hüseyin ve beraberindekiler Siraf'ı terkeder etmez, Hurr b. Yezid komutasında bin kisilik bir süvari birligiyle karsılastılar.
Hüseyin söyle dedi:
«Ey insanlar! Allah da biliyor, siz de biliyorsunuz ki, ben buraya, sizin gönderdiginiz mektup ve elçiler üzerine geldim. Halifeniz olmadıgını, benimle durumunuzun düzelecegini yazmıstınız. Eger bana verdiginiz sözlerinizde duruyorsanız, sehrinize girerim. Aksi halde sözünüzü yerine getirmez ve benim gelisimden dolayı rahatsız olursanız geldigim yere geri dönerim.»
Kimseden bir ses çıkmayınca Hurr cevap verdi: «Sizinle karsılastıgımızda bir an bile beklemeden sizi yakalayıp, Kûfe'ye Ubeydullah b.Ziyad'a götürmemiz emredildi.»
«Ölüm bundan daha iyidir» diye söylenen Hz. Hüseyin, adamlarına, atlarına binmelerini, geri döneceklerini söyledi. Fakat Hurr bırakmıyordu. Hüseyin, «Anan seni kaybetsin, ne istiyorsun?» diye çıkısınca Hurr söyle cevap verdi: «Senden baska biri bunu söyleseydi, kim olursa olsun aynı sözle mukabele ederdim. Fakat senin annenin adını kötü sözle agzıma alamam. Olsa olsa ben onu en güzel sekilde anarım.»
Sonra Hüseyin'in Medine'ye dönmesini önlemek için onu takibe basladı. Hüseyin kuzeye dogru yönelmis, Ninova'ya ulasmıstı ki, orada Ibn Ziyad'ın kendisiyle savasmak üzere göndermis oldugu Ömer b.Sa'd b. Ebî Vakkas komutasında baska bir birlikle karsılastı. Ömer, Hüseyin'e bir elçi göndererek oralara kadar niçin geldigini sordurdu.
Hüseyin ise, Hemsehrileriniz bana kendilerine gelmem için mektuplar yazmıslardı. Onun için gelmistim. Eger simdi istemiyorlarsa geri dönerim» diye haber gönderdi. Ömer'den bu haberi bildiren mektubu alan Ibn Ziyad: «Simdi, pençelerimizi uzattıgımız zaman mı kurtulmak istiyor? Bu zaman kurtulma zamanı degil artık» seklinde bir siir söyledi ve Ömer'e bir mektup yazarak, Hüseyin'den Yezid için bîat almasını emretti:»
Eger Hüseyin bu teklifi kabul ederse mesele biter. Aksi halde orada bulunan tek su kaynagıyla alâkalarını kes ve onları susuz bırakarak muhasara altına al» diyordu. Hz. Hüseyin, kendisini bıraktıkları takdirde geldigi yere dönecegini söylüyordu. Burada Hz. Hüseyin'in Yezid'e bîat etmeyi kabul ettigine dair dolasan rivayetler dogru degildir. Hz. Hüseyin, Medine'ye dönmek istedigini bildirdiyse de karsı taraf onların dönmesini kabul etmiyor, Ibn Ziyad'ın verecegi hükme razı olmalarını teklif ediyorlardı. Durum ne olursa olsun böyle bir sey de Hüseyin'in kabul edecegi bir istek degildi. Artık savasmaktan baska bir yol kalmamıstı.
H. 61 senesinin 10 Muharreminde (10 Ekim 680) iki taraf savasa tutustu. Içinde Suriyeli bir tek kisi bile bulunmayan Irak ordusu ile sayıları sekseni geçmeyen küçük topluluk vurusuyorlardı. Çok geçmeden Hüseyin ve adamları sehit edildiler. Bu tarafın kaybı yetmis iki kisiydi. Ömer'in ordusundan da seksen sekiz kisi ölmüstü.
Hüseyin'in basını, kızları ve kardesleri ile hasta olan oglu küçük Ali'yi Ibn Ziyad'a götürdüler. Ibn Ziyad bunları Yezid'e gönderdi. Sam'a varılıp da bu haber Yezid'e ulastırılınca, Yezid aglayarak söyle dedi:
«Bana Hüseyin'i öldürmeden itaat ettirmenizi istemistim. Ibn Sümeyye'ye Allah lanet etsin. Hüseyin'le ben karsılassaydım , kendisini bagıslardım. Bütün bunlar neden oldu, biliyor musunuz? Hüseyin, söyle demis: 'Babam onun babasından, anam onun anasından, dedem de onun dedesinden daha üstündüler. Ben de ondan daha üstünüm. Halifelige ben ondan daha lâyıkım.' Babasının benim babamdan üstün olması meselesini Allah bilir. Her ikisi de Allah'ın huzuruna gitmislerdir. Ayrıca halk, hakemlerin kimi üstün tuttugunu da bilmektedir.
Muhakkak ki anası Fâtıma, Rasûlullah'ın kızı benim anamdan daha üstündür. Dedesi de benim dedemden daha üstündür. Imanı olan kimse onun bu dünyada bir benzeri oldugunu düsünemez. Fakat son sözünü, kendi içtihadına göre söylemis ve: 'De ki: Ey mülk sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü diledigine verir, dilediginden alırsın.'(Âl-i Imran Sûresi, 26. ayet) âyetini okumamıstır.»
Sonra kadınların kendi evine alınmalarını emretti. Yezid ailesinden olan bütün kadınlar, teker teker gelerek acılarını paylastılar. Daha sonra mal ve zînetlerinden ne kaybolmussa kendilerine bedelini ödediler. Yezid, bir ara Ali b. Hüseyin'i yanına getirtti, Medine'ye gitmeleri için gerekli hazırlıgı yaptırdı ve orada herhangi bir ihtiyaçları
olursa kendisine yazmalarını söyledi. Böylece Islâm tarihindeki bu elîm olay da arkasında silinmeyecek izler bırakarak kapanmıs oldu.
|